|
Ana Sayfa
Benim Sevdam
Çiçek olsa benim sevdam
Rengarenk kır çiçeği
Yaz kış hiç solmasa
Etrafa mutluluk kokuları saçsa
Türkü olsa benim sevdam
Bağlamanın bam teli gibi
İçli olsa dertli olsa
Hep çalsa susmasa
Roman olsa benim sevdam
Sayfalar dolusu yazılsa
Yer yer şiir, yer yer name olsa
Tatlı dillerde okunsa
Bir kuş olsa benim sevdam,
Saadete kanat çırpsa.
Yorulmadan daim uçsa,
Benim sevdama kavuşsa.
Nehir olsa benim sevdam
Aksa açık denizlere doğru
Fırtına olup yırtınsa
Çırpınışı kurtuluş olsa
Fakat olmaz, olamaz benim sevdam,
Dert verir çilem olur,
Benim sevdam çilekeş sevda
Ancak, benim sevdam böyle olur.
25/05/1995-Türkeli
Hasret Kaldım
O güzel bakışına, yüreğimi yakışına
Deli eden aşığıma ben hasret kaldım.
Nefesine kokusuna, tenine dokusuna,
Kalbimi sen okusana, ben hasret kaldım.
Acı tatlı sözlerine, masmavi gözlerine,
Senle geçen günlere ben hasret kaldım.
Söyle Allah aşkına, döndüm inan şaşkına.
Gözlerine kaşına ben hasret kaldım.
Cananıma canıma, güzelime yarıma,
Kavuşmak yoksa yarına, ben hasret kaldım.
Eyvahlar olsun bana, hasretim hasret sana,
Dokunmayın yarama, ben hasret kaldım.
Kavgalarla, kargaşayla, neler geldi bu başa,
Sabır dileyen aşkıma ben hasret kaldım.
Gece gündüz ağlayıp ismini sayıkladım.
Yaşamadan yaşlanıp gençliğime hasret kaldım.
Gelemiyorum yanına, sen gel yanıma
Ramak kalsa da kavuşmaya ben hasret kaldım
Kalmadı gayrı mecalim bilmem nasıl beklerim.
Uzat ellerini sevdiğim ben hasret kaldım.
Hasret kaldım sana hasret kaldım ben.
Diyecek sözüm kalmadı gel gayrı.
Ben hasret kaldım. Ben sana
25/06/1995 Türkeli
Bakışlar
Gözlerin denizler kadar mavi,
Bakışların o kadar içten ki,
Okyanuslar kadar derin,
Hisli, esrarengiz ve gizli.
Geniş manalara gebe.
Kah gülecek,
Kah küsecekmiş gibi.
Derin ama kararsız bakışlar.
İçten ama dertli bakışlar.
Gerçek şu ki:
Bu bakışlar çilekeş bakışlar.
Burcu burcu hasret kokan,
Sevdadan yanıp tutuşan,
İçten içe tüten,
Gönül ırmağı misali akan,
Hep beni hedeflemiş,
Uzaklara bakarak;
Hasret kalan bakışlar,
Türkü yakan bakışlar,
Birde ağlayan bakışlar.
Ah!... O sıcak bakışların yok mu ki?
Yaz mevsiminde güneşte eriyen,
Bir buz kütlesi gibi,
Beni damla damla eriten,
Yakıp kül eden bakışlar.
Bana bunları yaşatan,
Mavi bakışlar,
Deli eden bakışlar,
O bakışlar ki;
Hasret kokan bakışlar.
Fakat, üzülmek yersiz.
Umut ışığı olan bakışlar,
Karanlık veya loş olsa da
Görünmeyen noktaya,
Dağların arkasına,
Boş boş baksa da,
O bakışlar ki:
Mana dolu bakışlar,
Hasret pınarı bakışlar
Sevda yüklü bakışlar
Görmeye hasret bakışlar.
Ayrılık
Neden sitem edersin sevgili yarim?
Ağlamak ki, sana hiç yakışmıyor.
Duyunca kan çanağı oldu gözlerim.
İnan ağlamak sana hiç yakışmıyor.
Ayrılık rüzgarları fırtınaya döndü.
Yıkıldı hayallerim virane oldu.
Sesini duyar gibi oldum telefonda,
Ağladın, yüreğim dayanmaz oldu.
Niye üzersin mavi gözlüm kendini?
Hasretim sevdanı, canlandırmadı mı?
Bilmez misin dağlar kadar sevdiğimi,
Bu ayrılık kavuşmayı hatırlatmadı mı?
Ama bir başka sitemin bu gün bana
Sanki suçlu benim, ayrılmayı ben istedim.
Sabret geleceğim bir gün yanına
Çünkü kavuşmayı canı gönülden istedim.
Açtığım telefonda yaşlandım dedin
Benimse saçlarım ağardı, yüzüm kırıştı.
Beni gördüğünde inan şaşarsın dedin,
Üzülme, gözlerim beyaza, kırışığa alıştı.
Ama alışmak mümkün mü ayrılığa.
Acıya, çileye ve ayrılığa alışılmaz
Sabrım, bir yıl sonraki kavuşmaya,
Yoksa sensiz bir dakika yaşanmaz.
Üzülme meleğim metin ol bu acılara
Alıştır kendini birazcık ayrı kalmaya
Zaten sitemkarım ayrı geçen aylara
Bu sitem yeter, biraz daha dayan ayrılığa.
Mutsuz ve Umutsuz Ben
Elimde sigara ile oturmuşum denizin kenarına,
Bakarım güneşin suya doğru kızıl akışına
Bakarım kızıllığın dalgalarla dağılışına
Bakarım, efkarlanıp ağlarım içerim de bazen.
Güneşin kızıl batışı ayrılığı hatırlatır.
Bazen susturur , bazen hıçkırarak ağlatır.
Fakat daima seni, yalnız seni aratır.
Ararım efkarlanıp ağlarım, içerim de bazen
Hep ayrılık mı gelir söyle benim aklıma
Güneşin batışı değil mi ki karanlığa kavuşma
Kasvetli mi bakıyorum olaylara konuş, sakınma
Kasvetli bakar efkarlanıp ağlarım içerim de bazen
Suç benim mi de hele ateş elle tutulur mu?
Söyle hayallerin aşkı hiç unutulur mu?
Daha yeşilken yapraklar kurur mu?
Ben kururum, efkarlanıp ağlarım içerimde bazen.
Hiç mutluluk olur mu insana olumsuzluklardan,
Uçurur mu karanlığa kavuşma mutluluktan
Fakat benim içim dışım karardı karanlıktan
Kararırım, efkarlanıp ağlarım, içerim de bazen.
19/05/1995 Türkeli
Ağlamak
Ağlamak, göz yaşları sel olana kadar
Ağlamak, damlalar kurşun olana kadar
Ağlamak gören gözün feri sönene kadar
Ağlamak kavuşamayınca ölene kadar.
İki çeşme misali ağlamak, susmadan,
Sitem etmek sensizliğe hiç durmadan
Bıkıp ta usanmak sensiz ayrı yaşamaktan
Ve ağlamak o zaman, ta ki ölene kadar
Ağlamak gülmeyi ümit edercesine
Ağlamak sevgiliyi beklercesine
Ağlamak gelecek mutlaka dercesine
Ağlamak kavuşmak ümidi ile, ölene kadar
Sevenleri ayırana sitemin adı ağlamak
Sence de malum, çok zor sensiz yaşamak
Birde bu acıya bir yıl daha dayanmak
Öyleyse ağlamak ümitsizce ölene kadar.
Ağlamak hal böyle iken bitene kadar
Ağlamak göz damarları kuruyana kadar
Ağlamak çilemin adı ağlamak sevdam
Ağlamak sevdam ağlamak, kavuşana kadar.
Ama bu ağlama unutturmayacak yaşamayı
Unutturmamalı mutlu olmayı
Hatırlatmalı geleceğini ve kavuşmayı
Ve susmalı meleğim, birazcık susmalı teselli bulmalı.
Öyle değil mi?
14-05-1995- Türkeli
AĞLAYAN GÖZLERİM
Benim bütün dertlerim ve tesellim ,
Ağlayan, hüngür hüngür ağlayan gözlerim.
Üzüntülerim, sevinçlerim bütün kederim,
Ağlayan, hüngür hüngür ağlayan gözlerim.
Suskunluğum, lal olmuş konuşmayan dilim,
Katılaşmış, atmaktan yorulmuş yüreğim,
Eskimiş, pörsümüş ihtiyarlamış bedenim,
Yinede en sağlam, en dinç ağlayan gözlerim.
Kalemimi tutmaz oldu yorgun ellerim,
Aramaktan yoruldum seni sevgilim,
Hıçkırıklara karıştı tatlı sözlerim,
Yine de en mutlu, ama efkarlı ağlayan gözlerim.
Kırılmış sıkılmaktan tek tek dişlerim,
Ağzımda kumsallar oluşturdu incilerim,
Yaralara bürünmüş konuşmayan dilim,
Direncini kaybetmeyen ağlayan gözlerim.
Yalan! hiç sağlam kalır mı gözlerim?
Mutluluğu yaşayabilir mi ağlayan yüreğim?
Biter, tükenir de bütün bedenim,
Kalır mı sağlam hiç, ağlayan gözlerim.
03/03/1995 Türkeli
HASRET
Bülbülün güle olan hasreti,
Arının çiçeğe olan hasreti,
Koyunun kuzuya olan hasreti,
Minarenin ezana olan hasreti,
Kılıcın savaşa olan hasreti,
Bedenin sıhhate olan hasreti,
Ruhun imana olan hasreti,
İmanın İslama olan hasreti,
İslamın Kurana olan hasreti,
Benim hasretimse hepsine.
Biter gülüm biter dedin,
Ne kadar da güzel söylerdin.
Günler hatta aylar geçti,
Bitmedi bak, yine çok özledim.
Kısa görünmüştü on sekiz ay,
Bitmedi bitmez gene de say.
Geri gelmez gençliğim,
Geçti canım geçti vay ki vay.
Ama bitmedi hala askerliğim,
Çile çekiyorum çile sevdiğim.
Zaman su gibi akar gider de,
Ben esas duruşta şafağı beklerim.
01/01/1996- Türkeli
ÇAĞRIMA CEVAP VER
Duygularım galeyana gelip kükrediğinde,
Çağrıma cevap ver geç kalmadan.
Kalbim şiddetle seni özlediğinde,
Çağrıma cevap ver geç kalmadan.
Ilgıt ılgıt sevgi rüzgarları eserken,
Garip jandarma Nazir seni beklerken,,
Uçan kuşlarla selam söylerken,
Çağrıma cevap ver geç kalmadan.
Ramazan Bayramı 03/03/1995
Türkeli
DÖRTLÜKLER
Bu gece bu karanlığın sonu gelirse,
Bu hafta bu okulun sonu gelirse,
Bu ay bu soğuğun sonu gelirse,
Bu yıl inşallah bu ayrılığın da sonu gelir.
14 Mart 1993 Sarıkamış
Beklemek sessiz sedasız isyan etmeden,
Susmak dilin varlığını düşünmeden,
Ağlamak göz yaşları bitip tükenmeden,
Ve ayrılmak ki aylarca hiç görüşmeden.
14 Mart 1993 Sarıkamış
Efkar bastı bu gece yazmak istedikçe,
Gönlüm seni özledi; özledi inan delice.
Sevmek başka güzel; aşkla güzel sevince,
Beklemek ayrı heyecanlı seni bekleyince.
14 Mart 1993 - Sarıkamış
İÇİMDEN
Derin bir ah çekmek geçiyor içimden,
Kavga ettiğimiz üzüldüğümüz günlere,
Islak gözlerle bakıyorum haline gurbetten,
Kendime akılsız, ahmak, demek geçer içimden.
Ağlamak geliyor canım ağlamak,
İstiyorum sana sevdamı haykırmak.
Ayrılmayasıya hasretle kucaklamak,
Hasrete meydan okumak geçiyor içimden.
Kırışık suratla, nemli gözlerle.
Konuşmaktan aciz lal olan dille,
Adının uslandıramadığı gönülle,
Kavuşmak geliyor, kavuşmak içimden.
Ayrılalı gözüm gönlüm ağladı,
Kedersiz akacak bir damla kalmadı.
Göz pınarlarımda ağlarken yaşlandı.
Genç duygularıma hasretim içimden.
22/11/1994 Serinyol
Yazmayan Kalemim
Ne yazacağını bilmeden oynuyor kalemim,
Dile gelmiyor şu an şahlanan kederim.
Sıra vardi dizilmiyor tüm dertlerim,
Ağlamıyor taşmaya yüz tutmuş gözlerim.
Tüm sıkıntılarım boğazıma gerildi.
Dertleri anlatamayan dilim tutuldu.
Nasıl teselli vereyim kendi kendime,
Çaresizliğin çaresi sitemim kalemime.
Şu kırılası kalemim yazmıyor isteyince,
Ortak olmuyor sitemime kendince,
Ama ne nameler dökerdi isteyince,
Cevap yok teselli yok ben isteyince.
Kalemimle olan ilişkilerimiz eskidi
Bayağılaşıp adileşti.
Çaresiz kaldığımda sağ olsun sigaram,
Yine Hızır gibi yetişti.
03/03/1995
Ramazan Bayramı – Türkeli
YOLCULUK
Bitmez, tükenmez uzun mu uzun,
Hüzünlü, mahcup ve de mahzun,
Bir ömür misali yolculuk kuzum.
Yol olur yolculuk olur biter,
Ömür olur canan olur yiter.
Bu yolculuk sana doğru hayatım,
Her fırsatta sendedir aklım.
Bilmem kavuşmak mı sana sonunda bahtım?
Yol olur yolculuk olur biter,
Ömür olur canan olur yiter.
Nasipse bu gece kavuşacağım,
Fazla kalmadan ayrılacağım.
Yaşlı gözlerle kalan aylara bakacağım.
Yol olur yolculuk olur biter,
Ömür olur canan olur yiter.
Boğazıma duracak veda sözleri,
Gözünde kalacak Nazir’in gözleri.
İşte o an boşluğu tutacak da elleri,
Yol olur yolculuk olur biter,
Ömür olur canan olur yiter.
Bir dokunma yetecek ağlamaya,
Titreyen parmaklar dokunmaz yaraya,
Gönül hasret kalacak kavuşmaya.
Yol olur yolculuk olur biter,
Ömür olur canan olur yiter.
Göz yaşlarım Çoruh gibi akacak.
Hasretin gönlümde şahlanacak.
Bu gün ayrılık zamanı donacak.
Yol olur yolculuk olur biter,
Ömür olur canan olur yiter.
Ayrılmayı dahi düşünmezken şu an,
Harekete hazır tren hasret garından.
El dahi sallamadı giderken bana arından.
Yol olur yolculuk olur biter,
Ömür olur canan olur yiter.
Ama bir gerçek var ki kavuşacağız.
Özlemlerimizi bir gün unutacağız.
Yine yuvamızda mutlu yaşayacağız
Yol olur yolculuk olur biter,
Ömür olur canan olur yiter.
24/12/1994
Trende Toroslarda
HASRET VE AYRILIĞA SİTEM (1)
Sevgi pınarı olan o mavi gözlerden
Susadıkça içmek istiyorum.
Name olup bal akan dilinden,
Doyasıya tatmak istiyorum.
Uzun ipeksi o siyah saçlardan,
Okşayıp koklamak istiyorum.
Kibar ellerden, narin parmaklardan
Koklayıp öpmek istiyorum.
O ince bele sarılmak sıkmadan,
Sana kavuşmak diliyorum.
Titreyen teninin sıcaklığından,
Dokundukça hoşlanıyorum.
Dildeki duadan kalpteki niyazdan,
Hep sana gönderiyorum.
Adınla kor gibi yanan bağrımdan,
Daha sıcak sevgini buluyorum.
Ellerim yorulmadı seni yazmaktan,
Yaz diyerek okşuyorum kalemimi.
Yüreğim hiç bıkmadı adınla atmaktan,
Adını kanımda dolaştırıyorum.
Neden böyle söyler oldu dilim,
Neden böyle yazar kalemim?
Canım ciğerim her şeyim,
Ben sana hasretken
Yazar ve çizerim.
10/02/1995 Türkeli
NÖBETTE ZAMAN
Gözlerimden sağanak halde uyku akarken,
Saatler durdu ilerlemiyor anam.
Ağırlaşan göz kapaklarımla bakarken,
Zaman durdu yürümüyor anam.
Her gün üç- altı nöbetine kalkarım,
Nöbetlerde askerlik uzuyor anam.
Santralde telefonlara bakarım,
Sizin telefonlarınızı bekler ağlarım anam.
Güneşin doğuşunu beklerim hasretle her gün,
Camın dibinde benimle ağarır tan yeri.
Türkeli’nde askerliğim biterse bir gün
Mehtabı şafağı bırakırda gelirim anam.
09/02/1995 Türkeli
ZAMANA VE AYRILIĞA SİTEM
Çaresiz kaldım burada çilem dolmuyor,
Ne sensiz ne de çilesiz olmuyor.
Açan çiçekler dahi solmuyor,
Sana hasretken zaman geçmiyor.
Sabah ki sevincim öğlene kalmıyor,
İnan beni kalem dahi anlamıyor.
Feryadımı ahımı duyan olmuyor,
Geçmiyor zaman gülüm geçmiyor.
Önümde koskoca onbeş ayım var.
Sensiz karanlık günler aylar.
Yaşanır mı sanırsın burada aylar,
Gönlüm seni sayıklar sana ağlar.
Dostum, arkadaşım ve de canım,
Gören gözüm düşünen aklım.
İnan sensizliğe yanar ağlarım,
Sensiz geçen günlere yanar da yanarım.
Bir umut ışığı yaksam karanlığa
Bir sitem mektubu yazsam ayrılığa,
Çareyi sen söyle ağlamamaya,
Giden yolu sen söyle mutluluğa,
Bitkin bir halde seni düşünürüm.
Gözlerimle değil hayallerini görürüm,
Bitmezse çilem elbet ölürüm,
Ölmesem de bu çileyle sürünürüm.
Mutluluk şarkılarını unuttum.
Gözümde yaş kalmadı kuruttum.
Perişan seni ararken kendimi buldum,
Hasret diyarına ben sürgün oldum.
Dostlar buldum bu diyarda yeni,
Seni hatırlatsın istedim seni.
Lakin üzüyorlar hep beni.
Bu yüzden arar oldum seni.
Acı, yara dert dostların adları,
Yirmi ile yirmi dört yaşları.
Hep tedirgin, üzgün bakışları,
Terk edici değil bana olan bağları.
Ama geçecek başka yolu yok artık,
Hiç olmazsa hasret zincirini kırdık.
Toparla sevgini ver azıcık ,
Gönlün susmasını bekle artık.
15/02/1995 Türkeli
HASRET VE AYRILIĞA SİTEM
Duyduğum sesin beni teselli etmiyor,
Telefonlar hasretini gidermiyor
Gülüşün söyleyişin bana yetmiyor
Hasretin dağlar kadar büyüdü.
Hep sevginin esaretini yaşıyorum burada,
Sana kavuşmak hayal geliyor .
Gönlüme sevgi kelepçelerini vurup da,
Daima hasrete mahkum ediyorsun.
Elimi başıma yaslayıp düşündüğümde,
Aklıma tatlı hayalin geliyor.
İlmik olmuş çözülmeyen her düğümde,
Çaresizliğin ızdırabını yaşıyorum.
Hep ayrılık türküsüdür dilimde dolaşan,
Manasını acısını ben bilirim.
O gözler,yaşlar benimdir ağlaşan,
Hasrete sitemim bitmiyor.
Ne zaman sana sarılıp da ağlarsam,
İşte o zaman sana kavuşacağım.
Ne zaman ki başımı bağrına yaslayacağım,
Hasretim o zaman dinecektir.
Fakat ayrılık olmayacak bu kavuşmada,
Hep saadet türküleri söylenecek.
Gönül mahkemesindeki duruşmada,
Karar “ayrılık ölünce olacak.”
Başka karar zaten teselli edemez beni,
Kırılır yufka yüreğim.
Görmek istemezsen mecnun misalimi,
İtiraz et! çıkacak ayrılık kararına.
Kırılsın kelepçeler, yıkılsın duvarlar,
Kurtar ayrılığın esaretinden.
Yıkılsın yapılar açılsın kapılar,
Ayrılığa karşı isyanları oynayalım.
Lakin, çare yok sözle sitemle derdime,
Teselli sensin yanımda yoksun nafile.
Ama selamım var Türkeli’nden sevdiğime,
Duysun insanlık sen de can kulağı ile dinle.
Beni duyup beni anlayıp ağlasan da,
Ben artık sensizliğe mahkumum.
Beyazları çıkarıp başına karalar bağlasan da
Ulaşılmazsın benim için artık ayrıldık.
Mahkumiyet elbiseleri kirli paslı.
Esaretimin gardiyanları tertiplerim.
On sekiz aylık cezaya bakarken yaşlı,
Çaresizliğe çare buldum bu gece,
Çare: Hasrete ve Ayrılığa Sitem
24/02/1995 Türkeli
KARŞILIKSIZ SEVİYORUM
Gözlerimin feri kalmadı,
Kapanıyor ağır ağır.
Ağrılar bedenimde,
Yaşlanıyor muyum ne?
Baktığımda her sabah aynaya,
Çukurlaşmış çizgiler,
Kırışmış bir yüz,
Ağarmış saçlar.
Saniye saniye hissediyorum.
Hep bu yüzden,
Zevk almıyorum hayattan.
Zevk almıyorum senin olmadığın,
Düşünülmediğin tüm hayallerden.
Seni gördüm sarhoş oldum.
Berduş oldum.
Üzüntüm inan ki sevgili,
Halimi görüp beğenmemen.
Her ne olursa olsun,
Ben seni yüreğime mahkum ettim.
Seni saklamaya devam edeceğim.
Çünkü seni karşılıksız seviyorum.
25/04/1997
HÜZÜNLÜ HAYALLERİM
Kurşundan yağmur yağar,
Hamurdan yüreğime.
Filizlenen hasret çiçeğini,
Sonbahar gelip soldurur.
Garipleşir her bir yan.
Hüzün boğar da gönlümü,
Hayal dünyamın içinde.
Hüznün dumanı tüterken
Kuruyan çatlak dudaklarımla,
Çekerken içime.
Dalgın gözlerim yaşarır.
Hatırladığımda,…
Sonra bir ıslaklık.
Beni ayırır hayallerimden.
Döndürür sevdiğim aleme,
Akan göz yaşlarım.
Aradığım mutluluğu,
Sevinirim bulursam bir an.
Sarıldıkça kaybolmasın diye,
Söküp koparırlar benden.
Sahtekar vicdansızlar.
Ama benle olan ,
Bir tek sana dokunamazlar.
Kimse istemez seni,
Hüzün içindeki hayallerimden.
20/10/1994 – Akyuva
BAYRAM
Geldi yine bayram,
Takvim yapraklarına, fakat,…
Giremedi nizamiyeden içeriye.
Acı haberini yine de verdi.
Sor acının sebebi ne diye.
Tertiplerim bir garip, oturur.
Halleri yüreğime dokunur.
Kederleri gözlerinden okunur,
Bayramda el öpmeden,
Nasıl mutlu olunur?
Ama bayram sevinç getirir,
Barış getirir kardeşlik adına.
Ben ve tertiplerime ,
Islak kirpikler altında,
Göz yaşı getirir.
28/04/1996 Türkeli
Kurban Bayramı
YETER Mİ SANA?
İhanetin sonu pişmanlık olacaksa,
Dokunma, yanarsın altın da olsa.
Sevdamız gönlünde mahpus kalacaksa,
Sevgi suçunu işlemek yeter mi sana?
Sevda cezaevi mahkumuyum.
Bağlanmış yüreğim ve ellerim.
Demir parmaklık arkasındayım,
Sevgi yolunda kala kalmak, yeter mi sana?
Gönül dağımdan derlediğim çiçekleri,
Göndersem.”Almam; der misin serseri?”
İliştirsen not aldığım sevda namelerini,
Okuyup susmak yeter mi sana?
27/04/1996 Türkeli
ÜŞÜYORUM
Hava mı soğudu?
Nedendir bilemedim!
Üşüyorum.
Ellerim, ayaklarım,
Hatta yüreğim,
Üşüyorum.
Belki etraf sımsıcak,
Gökyüzü güneşli.
Rüzgarda yok.
Ama ben üşüyorum.
Düşünüyorum,…
Neden üşüyorum?
Buldum, buldum
Senin sıcak sevgindi
Beni ısıtan.
Onu arıyorum.
Yok!
Gel artık,
Çok üşüyorum.
Başka hiçbir şey yok.
Sadece üşüyorum.
23/04/1996 Türkeli
YÜRÜYORUM KÖR TOPAL
Ama gözlerle karanlıklar içinde,
Yürüyorum kör topal.
Meçhul zamana vakti gecede,
Yürüyorum kör topal.
Bıkıp usanmadan,
Yorgunluğuma aldırmadan,
Ama gözlerle ağlamadan,
Yürüyorum kör topal.
İnatla: “Bu yol bitecek.”
Menzile bir erilecek,
Saadet elbet gelecek,
Yürüyorum kör topal.
Yürüyorum kör topal,
Kavuşmak ümidi ile.
Beklesin selam edin sevgiliye
Yürüyorum kör topal.
18/04/1996 Türkeli
|
|
|
|
|
Ayrılık
Neden sitem edersin sevgili yarim
Ağlamak ki sana hiç yakışmıyor.
Duyunca kan çanağı oldu gözlerim
İnan ağlamak sana hiç yakışmıyor.
Ayrılık rüzgarları fırtınaya döndü
Yıkıldı hayallerim virane oldu.
Sesini duyar gibi oldum da telefonda
Ağladın, yüreğim dayanmaz oldu.
Niye üzersin mavi gözlüm kendini
Hasretim sevdanı canlandırmadı mı?
Bilmez misin gün be gün sevdiğimi,
Bu ayrılık kavuşmayı hatırlatmadı mı?
Ama bir başka sitemin bu gün bana
Sanki suçlu benim, ayrılmayı ben istedim.
Sabret geleceğim bir gün yanına
Çünkü kavuşmayı canı gönülden istedim.
Açtığım telefonda yaşlandım dedin
Benimse saçlarım ağardı yüzüm kırıştı.
Beni gördüğünde inan şaşarsın dedin
Üzülme, gözlerim beyaza, kırışığa alıştı.
Ama alışmak mümkün mü ayrılığa.
Acıya, çileye ve ayrılığa alışılmaz
Sabrım bir yıl sonraki kavuşmaya,
Yoksa sensiz bir dakika yaşanmaz.
Üzülme meleğim metin ol bu acılara
Alıştır kendini birazcık ayrı kalmaya
Zaten sitemkârım ayrı geçen aylara
Bu sitemim ikimize de yeter,
Biraz daha dayan ayrılığa.
Nazir KARAKUZ
Yazmayan Kalemim
Ne yazacağını bilmeden oynuyor kalemim,
Dile gelmiyor şu an şahlanan kederim.
Sıra vardi dizilmiyor tüm dertlerim,
Ağlamıyor taşmaya yüz tutmuş gözlerim.
Tüm sıkıntılarım boğazıma gerildi.
Dertleri anlatamayan dilim tutuldu.
Nasıl teselli vereyim kendi kendime,
Çaresizliğin çaresi sitemim kalemime.
Şu kırılası kalemim yazmıyor isteyince,
Ortak olmuyor sitemime kendince,
Ama ne nameler dökerdi isteyince,
Cevap yok teselli yok ben isteyince.
Kalemimle olan ilişkilerimiz eskidi
Bayağılaşıp adileşti.
Çaresiz kaldığımda sağ olsun sigaram,
Yine Hızır gibi yetişti.
03/03/1995
Ramazan Bayramı – Türkeli
Bakışlar
Gözlerin denizler kadar mavi,
Bakışların o kadar içten ki,
Okyanuslar kadar derin,
Hisli, esrarengiz ve gizli.
Geniş manalara gebe.
Kah gülecek,
Kah küsecekmiş gibi.
Derin ama kararsız bakışlar.
İçten ama dertli bakışlar.
Gerçek şu ki:
Bu bakışlar çilekeş bakışlar.
Burcu burcu hasret kokan,
Sevdadan yanıp tutuşan,
İçten içe tüten,
Gönül ırmağı misali akan
Hep beni hedeflemiş,
Uzaklara bakarak,
Hasret kalan bakışlar,
Türkü yakan bakışlar,
Birde ağlayan bakışlar.
Ah o sıcak bakışların yok mu ki?
Yaz mevsiminde güneşte eriyen,
Bir buz kütlesi gibi,
Beni damla damla eriten
Yakıp kül eden bakışlar.
Bana bunları yaşatan,
Mavi bakışlar,
Deli eden bakışlar,
O bakışlar ki
Hasret kokan bakışlar.
Fakat, üzülmek yersiz.
Umut ışığı olan bakışlar
Karanlık veya loş olsa da
Görünmeyen noktaya
Dağların arkasına
Boş boş baksa da
O bakışlar ki:
Mana dolu bakışlar
Hasret pınarı bakışlar
Sevda yüklü bakışlar
Görmeye hasret bakışlar
Nazir KARAKUZ
ZAMANA FREN
Kim demiş zaman durmaz diye,
Yeşil elbiseyi giy de gör arkadaş.
Kim demiş yıllar çabuk geçiyor diye,
Asker olda gör arkadaş.
Bunlar gerçek ve saklanamaz.
Meşru olan asla yasaklanamaz.
Bir gerçek var ki zaman durdurulamaz.
Askerin saatine bak da gör arkadaş.
Derler ki zaman su olup gidiyor.
Askerde suya barajlar kuruluyor.
Akar su bu tabutta uyutuluyor.
İnanmıyorsan asker ol, gör arkadaş.
Ben oldum ve görmekteyim.
Asırlar oldu şafağı beklemekteyim.
Her tertibim gibi Türkeli Jandarma’da,
Maalesef zamanı frenlemekteyim.
21/03/1996 Türkeli
EFKAR
Karardı her taraf yine,
Yine akşam oluyor.
Efkarım galeyana geldi
Ağlamak vakti yaklaşıyor.
Karanlık randevulaşıyor.
Her akşam buluşuyor.
Yağmur damlalarıyla birlikte,
Beraber ağlaşıyor.
Gerçi üçümüz hiç ayrılmadık,
Sigaram dertlerim ve karanlık.
Bu muhabbet hiç bozulmadı,
Sevilmedik ama severek yaşadık.
Ayrılmaz üçlü yine randevuda,
Dışarıda yollarda ve karanlıkta.
Bu davette yağmurda var,
Hasret muhabbeti, dağılıyor efkar.
21/03/1996 Türkeli
AĞLAYAN ADAM,
Loş sokaklarda düşünceli dolaşan,
Bin bir derde çözüm arayan,
Hep hüzünlü, dertli yaşayan,
Benim, ben “Ağlayan adam!”
Karadeniz’in dalgalarını kucaklayan,
Arasında beklediği şafağı arayan,
Bulamayınca oturup sahile ağlayan,
Benim, ben “Ağlayan adam!”
Dert küpü olup ağzına kadar dolan,
Çekmeyi bırak dinlemekten yorulan,
Teselli aradığı yerden kovulan,
Benim ben “Ağlayan adam!”
Her şeye rağmen eğlenen,
Sigarası ile kafayı demleyen,
Ümitle kavuşmayı bekleyen,
Benim, ben “Ağlayan adam!”
Hasreti, derdi, çileyi ve kederi,
Zehiri, zehir misali günleri,
Külli hasreti külli dertleri çeken,
Benim ben “Ağlayan adam!”
“Erkekler ağlamaz”, erkekçe ağlayan,
Hasreti erkekçe yaşayan,
Zamana erkekçe karşı koyan,
Benim, ben “Nazir!”
27/06/1995
KAVUŞMAK ŞAFAKTA
Tomurcuklanan çiçekler açmakta,
Yağmur yüklenen bulutlar yağmakta,
Ağlayan gözlerim kızarmakta,
Karanlıklardayım; kavuşmaksa şafakta.
Günler bir birini kovalamakta,
Bitmeyen hasretim artmakta,
Yoruldum, gözüm kalmadı yaşamakta,
Ümidimi yitirmezsem; kavuşmak, şafakta
26/06/1995 Türkeli
ÖZLEM
Lastik misali uzayan günlerde,
Geceler geçmiyor ana.
Kazanlarda kaynayan yemeklerde,
Neler çıkıyor neler ana.
Sabah kalk beş buçukta
Sular damlamaz muslukta,
Dışarıda toplan soğukta,
Çekilmiyor askerlik ana.
İçtima var ayakta bekle,
Emir yok söylenen güzellikle,
Çömeltiyorlar birde özellikle,
Çekilmiyor askerlik ana.
Çamurun içinde uygun adım,
Arkadan vururlar:”bağırmadın!”
Temiz sakin dostlar aradım.
Çekilmiyor askerlik ana.
Vücudumu soğuk yakar,
Emir gelir:”kapşon çıkar!”
Takmak birazcık sıkar,
Çekilmiyor askerlik ana.
Yağar yağmur tepemize,
İşler soğuk iliğimize,
Ağlardın görsen halimize,
Çekilmez oldu askerlik ana.
Askere geleli sıcak görmedim.
Demli, şekerli çay içmedim.
Senin sıcak çorbanı çok özledim.
Çekilmez oldu askerlik ana.
Robot oldum da iradem kalmadı,
Mektup yazmaya zamanın olmadı,
Telefonda sıram hiç gelmedi,
Çekilmez oldu askerlik ana
Asker oldu asker Nazir’in ana,
Dua eyle de yanına tez vara.
Bir de selam gönderip sen ara,
Çekilmez oldu askerlik ana.
Yazdı elim titreyerek bunu,
Gelmez bu yıl şiirin sonu,
Hep dert, çile burada konu,
Çekilmez oldu askerlik ana.
On beş tamam on sekiz niye,
Geldik ocağa öğretmeniz diye,
Hala giyemedik sivilleri niye,
Çekilmez oldu askerlik ana.
Ağrı girdi başıma tutamadım,
İlaç dahi alamadım.
Çaresiz, sessiz ağladım.
Çekilmez oldu askerlik ana.
Şafak yok görünen karanlıkta,
Bekleme gelir diye yola bakıp ta,
Üzme kendini sen de ağlayıp ta,
Çekilmez oldu askerlik ana
Yakında dağıtıma geleceğim,
Mübarek ellerinden öpeceğim,
Ama hep seni özleyeceğim,
Çekilmez oldu askerlik ana.
Sızlanmak çare olmadı ana.
Beni sen ısmarla Allah’a.
Görüşmek nasipse sabaha,
Gelirim bekle şafakta ana.
27/12/1994 Söğüt
DÖRTLÜKLER
Bir işkence yaşadıklarım,
Yüzyılın efendilerine köleyim.
Mazlum koruyucuları duymaz âhımı,
Şerefsizlere itaat zoruma giden,
Çare yoksa öleyim.
Gül yüzünü gördüm sanki ay,
Bir dokununca dedi ay,
Askersin olmaz asla dedi ay,
Askerlik bitecek kuzum bu ay.
ŞAHLAN KARADENİZ
Şahlan, çırpın şanlı Karadeniz,
Çırpınışın feryadım olsun.
Yırtılırcasına şahlan Karadeniz,
Senin yırtınışın çilem olsun.
Dalgalarının sahile vursun,
Dertlerimin üstüne dert gibi.
Dalgaların sahilde sussun,
Gönlümün teselli buluşu gibi.
Gönül dostum Karadeniz’im,
Sen ve ben dert küpüyüz.
Kaderim, kederim, sevincim,
Sevda koyundayım, sözlüyüz.
Aç bana dalgadan kollarını,
Hasret sahilinde buluşalım.
Birleşen gönül yollarını,
Oturup birlikte konuşalım.
Utanmadan konuş benimle,
Susma! Beni anlıyor musun?
Teselli et beni sevginle,
Yoksa sen de mi ağlıyorsun?
Karadeniz sevgi pınarı gönlümün,
Mutluluk tutkum gönül uykumsun,
Kıyılarında buluştukça ölümün
Azap gününü sesinle okur musun?
Konuş artık bıktım susmandan,
Yoksa bende susar ve ağlarım.
Aktır da yaşlarımı bıkmadan,
Seni inan boğaza taşırırım.
Anla beni dua eyle Nazir’e,
Teselli et lisan-ı hal ile.
Kan ağlayan yüreğim girmeden kabire,
Teselli eyle garip askere.
29/01/1995
Türkeli’ne gelişimin 2. günü
GÖNLÜM
Sular gibi köpürüp çağlıyor gönlüm,
Durmak nedir unuttu bilmiyor gönlüm.
Hırçınlaşıyor, yırtınıyor gönlüm,
Susmak nedir unuttu bilmiyor gönlüm
Psikolojik bir depresyon belki,
Belki acı hayatın gerçek aksi.
Bunalımlı bir yaşam benimki,
Anlamak nedir unuttu; bilmiyor gönlüm.
Ne bir teselli ne de bir çare,
Yüreğim parçalanmış pare pare.
Sen attın da beni aşk-ı ateşe,
Sönmek nedir unuttu bilmiyor gönlüm.
Çilekeşim çile çekme zamanı,
Duyup anlayacak yok âhımı.
Sitem edip kabul ettim bahtımı,
Sabır nedir unuttu bilmiyor gönlüm.
Sevenler sevdadan ayrı duramaz,
Deli gönül abdal olmuş anlamaz.
Bir de derler ki:”Erkekler ağlamaz.”
Ağlamamak nedir bilmiyor gönlüm.
Hüzün şarkılar sitem türküleri okunan,
Senin hasretin en çok dokunan.
Çare olunmuyor âhınan vahınan,
Sevinç nedir unuttu bilmiyor gönlüm.
Yinede ağlamak istiyorum her an,
Yaşlarımdan sana yok ulaşan.
Umut ışığımı yak olsun parlayan,
Teselli nedir unuttu bilmiyor gönlüm.
Ağla, yırtın, çırpın delir an be an,
Dövün, korkmadan vakti geldiği zaman.
Ama artık sus, sus şu an,
Katlanmak nedir bilmiyor gönlüm.
Kara bir bulut gibi çöktü üstüme,
Ayrılık kasveti dar ediyor mekanı.
Zaman ki şimdi ağlamak zamanı,
Öğren unutma! Ağla açılırsın gönlüm.
05/04/1995 Türkeli
SİGARAM
Çek efkarla bir daha,
Öyle çek ki ;
Çekilecek yanı kalmasın.
Tükenesiye çek,
Sönesiye çek.
Çek ki izmaritte kalmasın.
Dertlerim
Çek Nazir defalarca çek,
Unutma bu dertler de bitecek.
Kavuşma günleri elbet gelecek,
Seninle birlikte seveninde gülecek.
Hayallerim
Fakat sen bitiresiye çek,
Devam et bıkmadan.
Sabır eyle,
Diren ağlamadan,
Bırakma dayan.
Hayallerini yaşamadan.
15-06-1995 Türkeli
BENİ UNUTMA!
Neden sitem edersin sevdiğim söyle?
Ben mi istedim ayrı kalmayı?
Ben mi yaptım büyük hatayı?
Söyle ben mi istedim ayrı olmayı?
Diyorsun ki: “Ne bitmezmiş çilem!”
Bir de beni düşünsene bir tanem,
Ayrılık, hasret bir de elem,
Ekle üstüne ki ettiğin sitem.
Sen hiç hayallerinden koparıldın mı?
Sen hiç aşağılanıp hırpalandın mı?
Sen hıçkırarak ağladın mı?
Sen ayrılığa erkekçe yaşadın mı?
Ben hayallerimden koparıldım sustum,
Sitemimi sadece kalemime kustum.
Dayak yedim azar işitip sustum.
Benliğimi kaybedip burada uyuştum.
Anla beni artık ben, ben değilim askerim.
Gelme üstüme beni ağlatma.
Çilekeşe çilesini yeniletip yaşatma.
Sabır et dua eyle ve beni unutma!
14-06-1995 Türkeli
BENİ DÜŞÜNÜN
Üzerinde kamuflaj elbiseleri,
Elinde kaleşinkofu,
Başında kep ayağında botu,
Kırmızı mavi neftesiyle,
Çakı gibi bir askeri,
Beni düşünün.
Jandarma yazan torosta ,
Sağı masmavi,
Solu yemyeşil yollarda.
Kalem tutan eller direksiyonda,
Hasret türküleri söyleyen,
Yola giden beni düşünün.
Her sabah içtima alanında,
Vücut dimdik esas duruşta,
“Tüfek omza selam dur” da.
Komutanı selamlayan,
Şafak sayan beni düşün.
Nizamiyede
Kuşanmış teçhizatı ile,
Çapraz duruşta,
Her gün üç saat,
Vatan bekleyen,
Hasret çeken beni düşünün.
16-06-1995 Türkeli
SUSTURULDUM
Yapılan bütün haksızlıklara,
Çatır çatır yenen rüşvete,
Yapılan yolsuzluklara karşı,
Bu seferlik göz yumdum.
Korkup konuşamadım.
Kaygılarım tarafından susturuldum.
Gördüm yine bir mazlumu,
Kan revan dayak yiyordu.
Vuruyordu acımadan.
Bu seferlik göz yumdum,
Korkup konuşamadım,
Korkularım tarafından susturuldum.
Ve bir tutuklu bağırıyordu.
Ben suçsuzum dedikçe,
Yalancılıkla da suçlanıyordu.
Bu seferlik göz yumdum,
Korkup konuşamadım,
Korkularım tarafından susturuldum.
Kalın boyunlu göbekli,
Hatırı sayılır bir adam.
Çaldıkça saygınlığı artıyordu.
Bu seferlik göz yumdum,
Korkup konuşamadım,
Korkularım tarafından susturuldum.
Ne zaman “yeter” diyecek
Hep susacak mı zalimler karşısında bu dil?
Ben ne zaman yeneceğim korkularımı?
Bu seferlik cesaretime göz yumdum.
Fakat korkularım yendi cesaretimi.
Korkup konuşamadım,
Korkularım tarafından susturuldum.
29-06-1995 Türkeli
HÜZÜNLÜ HAYALLERİM
Kurşundan yağmur yağar,
Hamurdan yüreğime.
Filizlenen hasret çiçeğini,
Sonbahar gelip soldurur.
Garipleşir her bir yan.
Ve hüzün boğar da gönlümü.
Başka dünyalarda.
Hüzün dumanlarını çekerken,
Kuruyan dudaklarımla içime,
Dalgın gözlerim yaşarır.
Hatırladığımda seni.
Sonra bir ıslaklık.
Beni ayırır hayallerimden.
Döndürür sevdiğim aleme.
Akan göz yaşlarımda ,
Aradığım mutluluğu,
Sevinirim bulursam bir an.
Sarıldıkça kaybolmasın diye,
Sökerler koparırlar benden.
Sahtekar vicdansızlar.
Ama benle olan bir şeye,
Dokunamazlar hiçbir zaman:
“Hüzünlü hayllerime!”
06-10-1995 Türkeli
SENİ DÜŞÜNDÜM
Yağmur yüklü bulutlarda,
Borada, fırtınada, rüzgarda,
Karadeniz’in hırçın dalgalarında,
Seni düşünüp seni buldum.
Sıra dağların ardında,
Uzun yolların ufkunda,
Bazen uzakta, bazen yakında ,
Seni düşünüp seni buldum.
Şafakta gün ışığında,
Mevsimlerin baharında,
Henüz yirmi yaşında,
Seni düşünüp seni buldum.
Seni düşünüp seni buldum.
Yağmurda, karda, kışta,
Çağlayan misali akışta,
Özlem dolu her bakışta,
Seni düşünüp seni buldum.
Okuduğum romanlarda,
Hasret türkülerinde,
Sevda şiirlerinde,
Seni düşünüp seni buldum.
01-05-1996 Türkeli
ÜZÜLÜRÜM SENİN ADINA
Dökülen göz yaşlarımdan,
Ağladığımı anlamıyorsan;
Çektiğim ızdırapları ,
İçinde hissetmiyorsan,
Üzülürüm senin adına.
Solmuş sevgi çiçeklerinde,
Gazel olmuş yapraklarında,
Kavrulmuş toprağında,
Beni göremiyorsan;
Üzülürüm senin adına.
Ben ne çare kıvranırken,
Tesellinin ümidini yitirmezken,
Tesellini beklerken,
Beni terk edip gidersen;
Üzülürüm senin adına.
Ölüm döşeğinde uzanan,
Başında kuran okunan,
Türlü ağıtlar yakılan,
Aşkımı göremiyorsan;
Üzülürüm senin adına.
Ağıtlar arsında boğulan,
Acı acı sâlası okunan.
Kefenlenip tabuta konulan,
Sevdamı göremiyorsan;
Üzülürüm senin adına.
Eğer adına üzülmemin değeri varsa?
Kıymet veriyorsan duygularıma?
Dönüp geleceksen meçhul zamanda?
Ben hala bıraktığın yerdeyim.
Bıraktığın gibi beklemekteyim.
01-05-1995
Türkeli
Nazir Karakuz
Afyon
mail: nazirkarakuz@mynet
DİK DUR!
Hey sen!... genç ve dinamik adam!
Duruşunu bozma, dik dur!
Esen rüzgarlarla sağa sola yalpalama,
Sen sendikacısın, haksızlığa karşı dur!
Yıllar geçer yaşlanırsın,
Gittiğin yollarda taşlanırsın.
Gün gelir haşlanırsın
İstifini bozma, güçlüklere karşı dur!
Nokta kadar menfaat için eğilme,
Hak edeceksin yüreğim seninle,
Sallan, sendele yıkılma, bekle,
İlacın zamandır, zaman karşı dik dur!
Realist ol, hayallere kapılma,
Haddini bil, boğulursun açılma.
Sakın ola üç beş kuruşa satılma,
Âhlakını koru, âhlaksızlığa karşı dur!
En önemlisi dostum, samimi ol,
Sinir harbine girme rahat ol.
Beklediğin an gelecek dikkat:Hazır ol!
Esas duruşunu bozma Dik dur!
BEDEN VE RUH
İçimdeki ve dışımdaki iki ayrı seni,
İkisi arasındaki farkı anlayabildin mi?
İkisinin de bitmez tükenmez isteklerini,
Düşünüp cevabını bulabildin mi?
Beden ve ruh iki ayrı kavram,
Bedeni görüyoruz fakat ruh yok.
Görmediğim şeyi umursamam,
Ne anlamı kalır yaşamanın.
Ruhumu anlasan haline ağlarım,
Beden ve ruh içi içe ayıramam.
Ve ikisinden ayrı yaşarsam,
Ömür billah mutluluğu bulamam.
BİLİR MİSİN?
Uçmak ne demek bilir misin?
Sen hiç hayatında uçtun mu?,
Ben biliyorum ve uçtum.
Seni gördüğüm günün sabahında.
Aşık olmak ne demek bilir misin?
Sen hiç aşık oldun mu?
Ben biliyorum ve aşık oldum.
Seni gördüğüm günün sabahında.
Sen hiç susuzluk çektin mi?
Suya hasretken “su serabı “ gördün mü?
Ben susuzluk çekip serap gördüm.
Seni bulamadığım günün sabahında.
Sen hiç hıçkırarak ağladın mı?
Göz yaşların sel olup aktı mı?
Ben hıçkırarak ağladım, sel oldu yaşlarım.
Senden ayrıldığım gecenin sabahında.
10 Ocak 1993 Sarıkamış- Çatak
AYRILIĞA SİTEM
Bu gece, gecenin sonu gelirse,
Bu hafta bu okulun sonu gelirse,
Bu ay bu soğuğun sonu gelirse,
Bil bu ayrılığın da sonu gelir.
O zaman beklemek sessiz sedasız.
Susmak konuştuğunu bilmeden,
Ağlamak göz yaşlarını yüreğine akıtıp
Ve ayrılığı tatmak günlerce göremeden.
Beklerken susuz çatlamış toprağım.
Çiçeğini görmeden solan yaprağım.
Ne zaman gelir sonu bu ayrılığın?
Toprak gibi, yaprak gibi,..
Atttık sana kavuşayım.
15-03-1993- Sarıkamış.
BELKİ
BELKİ BU HÜZÜNLÜ BEKLEYİŞİN,
DALGIN DALGIN UFUKLARA BAKIŞIN,
HASRET YOLLARINDA ADIM ATIŞIN,
KAVUŞMAMIZA SEBEP OLACAK.
BELKİ DE BU ÇAMLI TEPENİN BÖĞRÜNDE,
SEVİYOR SANDIĞIM VEFASIZ GÖNLÜNDE,
SAADET ARADIĞIM YÜREĞİNİN ÖNÜNDE,
YARDIM İSTEYERE YIĞILIP KALACAĞIM.
BELKİ YAŞLANACAĞIM SANA KAVUŞMADAN,
ELİM DİLİM USANACAK SENİ ARAMAKTAN,
GÜN GELECEK BIKACAĞIM SENSİZ OLMAKTAN,
ÇAT KAPI GELECEĞİM İTİRAZSIZ ALACAĞIM BELKİ.
10 – 04- 1993
VEFASIZ KALEM
Hey hayırsız kalem! Yazsana.
İçimdeki sıkıntıları aktarsana.
Beni kendi dilinle anlatsana.
Derdime çare olsana.
Derdimi şu an tek sen biliyorsun.
Hasretten eriyorum görüyor musun?
Mutluluk arıyorum sen buluyor musun?
İçim sıkıldı beni anlıyor musun?
Beni kaybettim bedenimde beni,
Hayal aleminde bulamıyorum kendimi.
Ey vefasız kalem sen ara sen bul beni.
Anla huzurum yok yalnız bırakma beni.
10-04-1993 Sarıkamış.
KARS
Uzak Kars iline;
Bağrı yanık,
Gözü yaşlı geldim.
Hasret çektim,
Haber bekledim gelenle.
Alamadım , ulaşamadım,
Mahsur kaldım.
Sevdiğimi eli kınalı,
Seni ana gözü yaşlı,
Bağrım yanıkken,
Geldim Kars’a
Korktum terörden,
İnsanlara yakınlaştım,
Dertleşip, konuşamadım.
Soğuğuna alışamadım.
Baktım geçilmez dağlara,
Sevdiklerime ulaşamadım.
Bana fazlaca yabancı,
Dayanacak gücüm kalmadı.
Gelmeye çalışacağım,
Usandım gayrı.
Sobanın başına oturdum.
Sırtım üşüdü.
Yürüdüm yola düştüm,
Kara saplandım çıkamadım.
El kaldırdım arabalara,
Durmadı almadı beni.
Ne işim var ki buralarda.
Çıkıyorum yakında yola.
Gelemezsem selamımı söyleyin.
Vatanıma,
Ölürsem gömün toprağına. 13-10-1991
DUYURUN EVLATLARIM
Çizmelerinizin altında düşman naşı bulunsun.
Vatan toprağı kanlarınızla yoğrulsun.
Zalim düşman kendi yurduna kovulsun.
Türkün gücünü dünyaya duyurun evlatlarım.
Nesliniz çoğalsın tarihlere geçsin adınız.
Savaş anında oluk oluk aksa da kanlarınız.
Ey kafir türkü yeneceğiz mi sandınız?
Türkün gücünü küffara duyurun evlatlarım.
Alparslan’ı, Fatih’i, örnek alın,
Türkün mızrağı uzun kılıçları kalın,
Ey kafir! Geliyor Osman oğlu haber salın
Torunların da gücünü gösterin evlatlarım.
Niğbolu’da İstanbul’da çıkıyor Türk’ün sesi.
Görülmemiş dünya tarihinde böylesi.
Olacak o zalimler mazlumun kölesi.
İmanın gücünü küffara duyurun evlatlarım.
1987 Gönen
Ağlasam mı gülsem mi halime,
Derdimi anlatamadım sevdiğime,
Söyleyeceği de sadece bir kelime
Artık inanmaz olsdum “evet” demesine.
Ben sevgiyi ikinci planda tutarken,
İslamı onada anlatayım derken,
Anlayışılı olmamı istiyor acep neden?
Bu sözü inan beklemezdim senden…
|
|
|
|